İsveçli Müslüman şarkıcı Maher Zain İstanbul'da klip çekti

İsveçli Müslüman şarkıcı Maher Zain İstanbul’da klip çekti

Şarkılarını 6 dilde söylemesiyle tanınan Lübnan kökenli İsveçli Müslüman şarkıcı Maher Zain, son albümünün klip çalışması için İstanbul’a geldi.

Maher Zain, 12 Mayıs’ta tüm dünyada müzikseverlerin beğenisine sunacağı şarkısı “Huwa Ahmedun’un klibi için İstanbul’un tarihi mekanlarını tercih etti.

Kız Kulesi, Sultanahmet Cami, Ortaköy Cami, Galata Kulesi ve Galata Köprüsü’nün kullanıldığı, bir hafta süren klip çekimlerinde 23 kişilik ekip görev aldı.

Açıklamada görüşlerine yer verilen Zain, İstanbul’a olan sevgisi ve hayranlığını belirterek, “İstanbul beni büyülüyor. Bu güzel şehir benim huzur ve maneviyat duygularımı besliyor. Burada olmaktan çok mutluyum. İstanbul çok güzel.” değerlendirmesinde bulundu.

Zain, İslam aleminde “Thank You Allah”, “Forgive Me”, “Ya Nabi Salam Alayka” ve “Maşaallah” gibi eserleriyle tanınıyor.

Schvartzman: Ülkeler arası seyahatler için aş sertifikası gerekli olacak

Schvartzman: Ülkeler arası seyahatler için aş sertifikası gerekli olacak

Türkiye Seyahat Acentaları Birliği (TÜRSAB) tarafından düzenlenen “1. Uluslararası Turizm Forumu” “Yeniden Doğuş” başlığıyla çevrim içi olarak yapıldı.

Etkinlik kapsamında TAV Havalimanları Holding Üst Yöneticisi (CEO) Sani Şener’in moderatörlüğünde düzenlenen “Havacılıkta Yeni Yön, Salgından Sonra Uçmak Paneli”nde konuşan Schvartzman, havacılık sektörü olarak son 13 ayda en kötü krizlerine şahitlik ettiklerini kaydetti.

Avrupa havacılık ekosistemi açısından hayatta kalmaya çalışan bir yapının ortaya çıktığını belirten Schvartzman, yolcu talebinin çok fazla gerilediğini söyledi.

Sektörün güvenli bir seyahat süreci sağlaması gerektiğini aktaran Schvartzman, şunları kaydetti:

“Virüsü kısıtlamamız gerekiyor, en azından varyantlarını kısıtlamamız gerekiyor. Havacılık sektörü güçlükler yaşansa da bazı açılardan da iyileşme görüyoruz. Endüstri sektörünün yeniden hayata geçmesi için planlamalar yapmamız gerekiyor. Bu koordinasyon gerektiren bir şey, yeniden başlamak basit değil. Hükümetlerden istediğimiz şeyler var. Bir yol, bir çerçeve hazırlasınlar istiyoruz. Belli piyasalar en azından seyahate açılmalı. Geçen kasım ayında İngiltere küresel bir seyahat görev gücü oluşturdu. Sektör ve hükümet beraber çalıştı. Hangi koşullar altında piyasayı açabileceklerini değerlendirdiler. Bu türden inisiyatiflere ihtiyacımız var.”

– AŞIYLA İLGİLİ SORUNLARIN KÜRESEL ÖLÇEKTE ÇÖZÜLMESİ ÇAĞRISI

Aşı pasaportlarının bir ayrımcılık yaratacağından bahsedildiğini hatırlatan Schvartzman, bundan, “sizin seyahat etmenize izin veren sertifikalar” diye bahsetmenin daha doğru olduğunu söyledi.

Schvartzman, “Pek çok ülkeye giriş yapılırken aşı sertifikası gerekiyordu ve bunun için vizeler vardı. O yüzden bir sertifika gerekli olacak. Bu aşı, test veya sertifika olacak. Ya da Kovid-19 virüsünü almış olduğuna dair bir sertifika. Dolayısıyla biz burada bir uyumluluk yaratmaya çalışıyoruz. Herkesin seyahat edebilmesi için bir ortam yaratmaya çalışıyoruz.” diye konuştu.

Schvartzman, farklı aşı türleri ile ilgili mevcut problemlerin küresel ölçekte çözülmesi gerektiğini kaydetti.

– “2020 YILINA DEK ELDE ETTİĞİMİZ TECRÜBE BÜYÜK BİR ANTRENMAN OLDU”

Türk Hava Yolları (THY) Genel Müdür Yardımcısı Ahmet Olmuştur, hiç görülmemiş çapta bir krizin içinden geçildiğini ifade ederek, aşılama sürecinin başlamış olması, dijital sertifikaların şu an itibarıyla konuşuluyor olması ve bunlarla alakalı sektörün adımlar atması sebebiyle tünelin sonunda ışığın görüldüğünü söyledi.

Salgın sonrasında hava yollarının birinci gündem maddesinin filolarının yeniden yapılandırılması olacağını söyleyen Olmuştur, şunları kaydetti:

“Filoların yeniden yapılandırılması noktasında THY’yi ben çok şanslı addediyorum. Çünkü, 2020 yılına dek elde ettiğimiz tecrübe, aslında bize bu kapasiteleri nasıl yönetmemiz ve nasıl bir filoya sahip olmamız gerektiği noktasında büyük bir antrenman oldu. Örnek vermek gerekirse, 2019 yılında dünyanın en büyük havalimanı taşımasını yaptık. 2016 yılında yaşadığımız krizler oldu. Bu krizlerin nasıl yönetileceğini, hangi lokal pazardan hangi transfer pazara nasıl bir planlama yapılması gerektiğini öğrenmiş olduk.

Bugün 105 ülkeye operasyonumuz var. Hala bu kadar çok ülkeye uçabilmenin altında yatan esaslardan bir tanesi de bunu bugüne kadar iyi bir şekilde uyguluyor olmamız.”

– “TOPLA-DAĞIT SİSTEMİ İLE ÇALIŞMAK BİZ HAVAYOLLARINA AVANTAJ SAĞLIYOR”

Olmuştur, salgından sonraki dönemde hangi segmentlerin uçmaya daha yakın olduklarını düşünerek üretimi ve planlamayı ona göre uyarlayacaklarını ifade etti.

2019 yoğunluğuna ulaşmak ile ilgili 2 yaz sezonunun daha geçmesi gerektiğini öngören Olmuştur, “IATA’nın tahminleri 2021’de 8,5 milyar yolcunun uçacağı yönünde. Bu noktada uçuş kapasitelerinin yüzde 50’lerde olduğu bir dönemde direkt uçuşlardansa, topla-dağıt sistemi ile çalışmak biz havayollarına avantaj sağlıyor. Planlarımızı da buna göre yapıyoruz.” değerlendirmesini yaptı.

Dijitalleşmenin sektörde gelişimi ivmelendirdiğini aktaran Olmuştur, “Salgından önce hava yolları gelirlerinin sadece yüzde 5’ini teknolojiye ayırıyorlardı. Buna karşın finans ve bankacılıkta ise bu oran yüzde 10’ların üzerindeydi. Pandemide özellikle temassız noktaların öneminin artmasıyla dijitalleşmenin daha da önem kazandığına inanıyorum. Biz aslında salgından önce de business class yolculara mahremiyeti çok daha yüksek ve kişisel alanların daha fazla olduğu ürünler tasarlamaya çalışıyorduk. Artık bu ürünlerimizi tüm yolcularımıza sunar hale gelmiş durumdayız.” diye devam etti.

– “KONU ‘BU KADAR UÇAĞI NEREYE PARK EDECEĞİZ’ NOKTASINA GELDİ”

Pegasus Hava Yolları Ticari İşler Direktörü (CCO) Güliz Öztürk de, aşılamanın başlamasının sevindirici olduğunu belirterek, havacılık ve hava yolu yönetimlerinin kendine has iç krizleri bulunduğunu ama günün sonunda tüm paydaşların aynı tarafta yer aldığını söyledi.

Öztürk, “Krize açık bir sektör. Global krizler yanında yerel krizler de etkiliyor bizi. Pandemi öncesi tüm zihniyet uçakları havada tutmak, daha çok uçurmak, emniyetli uçak ve büyümek iken çok kısa bir sürede konu ‘bu kadar uçağı nereye park edeceğiz’ noktasına geldi.” cümleleriyle geçtiğimiz yılın tablosuna dikkati çekti.

Türkiye’de yaptıkları bir araştırma sonucunda hijyen önlemleri ve seyahatlerdeki esnekliğin öne çıktığını anlatan Öztürk, “Geçen yıl tekrar uçuşlara başladığımızda tüm uçaklarımızda kabin içindeki havalandırmanın nasıl temizlendiğini, yenilenen terminallerle nasıl iş birliği yaptığımızı, kendi ekiplerimiz için yaptığımız önlemleri, sağlıklı uçuşlar konseptiyle anlatmaya başlamıştık. Çünkü hem sosyal medyayı dinlediğimizde hem misafirlerimizi dinlediğimizde hijyen en çok sorulan soru.” ifadelerini kullandı.

80 ülkede faaliyet gösteren şirket Türkiye'de çıtayı yükseltti

80 ülkede faaliyet gösteren şirket Türkiye’de çıtayı yükseltti

Trouw Nutrition Türkiye’den yapılan açıklamaya göre, dünya genelinde 80 ülkede hayvan besleme ve akuakültür balık yemi alanında faaliyette bulunan 100 yıllık global sektör öncüsü Nutreco’ya bağlı Trouw Nutrition Türkiye, Zonguldak Çaycuma Organize Sanayi Bölgesi’ndeki yaklaşık 10 bin metrekare alan üzerine kurulu ve yıllık 25 bin ton üretim kapasitesine sahip fabrikasının otomasyon süreçlerini yeni nesil teknolojilerle geliştirdi. Böylelikle Trouw Nutrition Türkiye, Zonguldak’taki fabrikasında üretimde sıfır hataya ve çok daha yüksek kaliteye odaklanıyor.

Fabrikasında, ruminant, balık ve kanatlı kategorilerinde vitamin ve mineral premiksleri ile toksin bağlayıcılar gibi özel ürünler üreten, maya ve organik asit karışımlarının ise tedarikini sağlayan Trouw Nutrition Türkiye, ülkede hayvancılık sektörü ve sürdürülebilir beslenmenin yanı sıra ekonomiye ve istihdama da katkı sağlıyor.

Açıklamada görüşlerine yer verilen Trouw Nutrition Türkiye Operasyon Direktörü Aydın Göcen, sürdürülebilirliğe yaptığı yatırımlarla öne çıkan şirketin fabrikasındaki otomasyon sürecini yeni nesil teknolojilerle geliştirerek dijital dönüşüm yolunda ilerlediğini belirterek, gıda ve yem üretim tesislerinde en önemli kalite kriterlerinin başında gıda güvenliği ve izlenebilirliğin geldiğini aktardı.

Aydın Göcen, şunları kaydetti:

“Fabrikamızda hayata geçirdiğimiz otomasyon yenileme yatırımı sayesinde bir bilgisayar ekranından tüm üretim sürecini yönetiyoruz. Manuel yapılan işlemleri minimize eden sistemimiz sayesinde üretimdeki tüm makinaları otomatik olarak çalıştırabiliyoruz. Ham maddeleri reçeteye uygun şekilde silolardan yine otomatik olarak dozajlayıp (tartıp) miksere alıyor ve karıştırma işlemi sonrasında paketleme bölümüne gönderiyoruz. Böylelikle üretim sırasında hangi üründe hangi ham maddenin kullanıldığını ve üretimi hangi çalışanımızın yaptığını parti bazında takip edebiliyoruz.

Paketleme bölümünde her bir ambalajın ağırlığını takip ederken, ne kadar üretim yapıldığını ve torba ağırlıklarını da kontrol edebiliyoruz. Fabrikaya uzaktan erişim imkanına sahip olmamız, her zaman ve her şart altında üretimi yakından takip edebilmemizi, arızalara hızla müdahale edip düzeltebilmemizi ve gerektiğinde sistemde yazılım güncellemesi yaparak sistemimizi güncel tutabilmemizi sağlıyor.”

Otomasyon sisteminin yenilenmesiyle gelecek günlerde yem sektörü için yeni ürün ve hizmetler sunmaya hazırlandıklarına işaret eden Göcen, “Yetiştiricilerimizin farklı ihtiyaçlarına uygun ve pratik ambalajları ile kullanım kolaylığı sağlayacak yeni ürünlerimizi çok yakında Türk hayvancılık sektörü için satışa sunacağız.” ifadelerini kullandı.

– SAĞLIKLI BESLENME İÇİN ÜRETİMİN HER AŞAMASI KONTROL ALTINDA

Fabrika otomasyonu yatırımlarını artırmanın yanı sıra sahip oldukları kalite belgelerinin arasına Avrupa Birliği düzenlemelerinin temel taşlarından biri olan GMP (Good Manufacturing Practices-İyi Üretim Uygulamaları) Belgesi’ni de eklediklerini belirten Göcen, “Bu belge temel olarak, tesislerde üretilen ürünlerin kirlenmeye ve bulaşmaya maruz kalmadan güvenli ortamda üretilip üretilmediğini takip ediyor. AB uyumlu bir kalite belgesi olan GMP, potansiyel iç ve dış kirlenme kaynaklarını ortadan kaldırmayı hedefleyen önlemlerin alınıp alınmadığını kontrol ederek ürünlerin güvenli ve iyi şartlar altında üretildiğini belgeliyor.

Kullanılan ham maddeden ekipman temizliğine ve çalışanların kişisel hijyenine kadar çok geniş kapsamda yapılan incelemeler sonucu almaya hak kazandığımız GMP Belgesi, Trouw Nutrition Türkiye olarak Türk hayvancılık sektörüne ve toplumumuzun sağlıklı beslenmesine katkı sunma yolundaki faaliyetlerimizi destekleyen önemli bir adım oldu.” değerlendirmesinde bulundu.

Lisede üretildi, sipariş yağıyor

Lisede üretildi, sipariş yağıyor

Bursa’da, Mimar Sinan Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesinde öğretmen ve öğrencilerin ortak çalışmasıyla üretilen elektrikli scooter ilgi görüyor.

Makine Teknolojileri Alanı öğretmeni Ercan Gür’ün danışmanlığında 4 alanın katkısıyla üretilen ve tek seferlik şarjla 30 kilometrenin üzerinde bir menzile sahip elektrikli scooter, saatte 25 kilometre hıza ulaşabiliyor.

“MİSİM E350” adı verilen scooter için Milli Eğitim Bakanlığına bağlı bazı eğitim kurumlarından 100 adet sipariş alındı.

Okul müdürü Musa İncekara, AA muhabirine, elektrikli araçların artık önemli bir yere sahip olduğunu ve kendilerinin de bunu takip ettiklerini söyledi.

Elektrikli araçlar konusunda bir katkı sunmak istediklerini ifade eden İncekara, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Yerli üretim scooter ülkemizde çok fazla yok. Bu konuda iyi olan arkadaşlarımızla bu işe giriştik ve çok iyi de bir ürün ortaya çıkardık. Sportif, çift amortisörlü, piyasadaki muadillerinden farklı bir ürün ortaya çıkardık. Yaklaşık 1 ayda bu ürünü tasarladık ve ürettik. Makine teknolojileri, bilişim teknolojileri, metal teknolojileri, elektrik-elektronik teknolojileri alanları ortaklaşa çalıştılar ve ürünü ortaya çıkarttılar. Ürünle ilgili çok güzel dönüşler aldık hatta hemen siparişleri almaya başladık. Ar-Ge merkezimizi kurduk, inovasyona açık bu ürünün daha ileri seviyelerini de yapacağız.”

– “ENGEBELİ ARAZİDE DE RAHATLIKLA, KONFORLA YOL ALABİLİYORSUNUZ”

Proje koordinatörü Ercan Gür ise elektrikli scooterı metal aksamdan dizayn ettiklerini söyledi.

Aracın motorunun 350 vat, pilinin 36 vat güce sahip olduğunu aktaran Gür, şu bilgileri verdi:

“Mekanik aksamı tamamen okulumuza ait. Ülkemizde çift amortisörlü bir scooter göremedik. ‘Biz yapabilir miyiz?’ diye düşündük, fikir oradan çıktı daha sonra böyle bir şey tasarladık. Diğer scooterlarla bir tümsekten geçseniz çok fazla bir sarsıntı kullanıcıya hissettiriyor. ‘Biz bu hissiyattan kurtarabilir miyiz?’ diye bir çaba içine girdik ve bu konuda da başarılı olduk. Engebeli arazide de rahatlıkla, konforla yol alabiliyorsunuz.”

Metal Teknolojileri Alanı Şefi Mehmet Kubilay Karaca da kullanılan malzemelerin seçimlerinde statik ve mukavemet hesaplamalarını dikkate aldıklarını bildirdi.

Sağlam ve uzun ömürlü bir ürün tasarladıklarını anlatan Karaca, “Alt kutu kısmında yani hem sürücünün bindiği hem de elektronik aksam ve pilimizin bulunduğu kısımda kapalı bir bölüm oluşturduk. Metal öğrencileriyle beraber bizim elimizden geçti bu kısım. Hem pratik hem ekonomik bir ürün ortaya çıktı.” dedi.

KOSGEB'den kredi anlaşması

KOSGEB’den kredi anlaşması

Küçük ve Orta Ölçekli İşletmeleri Geliştirme ve Destekleme İdaresi Başkanlığı (KOSGEB) ile Japonya Uluslararası İşbirliği Ajansı (JICA) 300 milyon dolarlık kredi anlaşması imzaladı.

KOSGEB’ten yapılan açıklamaya göre, işletmelerin finansmana kolay erişimini sağlamaya yönelik anlaşmaya ilişkin imzalar KOSGEB Başkanı Hasan Basri Kurt ile JICA Türkiye Başkanı Nobuhiro Ikuro tarafından atıldı.

JICA kredisi, Dünya Bankası ile koordinasyon içerisinde eş finansman projesi çerçevesinde sağlandı. 300 milyon dolarlık anlaşma, imalat sanayisindeki mikro ve küçük işletmeler ile 2017 sonrası kurulan imalat, bilgisayar programlama ve bilimsel Ar-Ge sektörlerindeki teknoloji tabanlı start-up’ların yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgını döneminde yaşadıkları finansal güçlükleri aşmaları açısından büyük önem taşıyor.

Açıklamada görüşlerine yer verilen KOSGEB Başkanı Kurt, kazan-kazan anlayışıyla JICA ile iş birliklerini bundan sonra da artırmayı istediklerini belirterek, “Türkiye, yatırımlar açısından önemli bir coğrafi pozisyona sahip. Genç iş gücümüz fazla. Bunların değerlendirilmesi, katma değer üretir hale getirilmesi için Japon dostlarımızla ortak çalışmaktan mutluluk duyacağız.” ifadesini kullandı.

JICA Türkiye Ofisi Başkanı Ikuro ise kredi anlaşmasına imza atmaktan dolayı büyük memnuniyet duyduğuna işaret ederek, “Bu projenin Türkiye ekonomisinde kilit rolü olan mikro ve küçük ölçekli işletmeler için öneminin farkındayım. Özellikle bu tip işletmelerde çalışanların işlerini koruması açısından yani sosyal anlamda da önemli bir proje olduğunu düşünüyorum. Mikro ve küçük ölçekli işletmelerin salgın döneminde ve sonrasında kendinden emin şekilde Türk ekonomisine katkı sağlayacağını umuyor ve diliyorum.” değerlendirmesinde bulundu.

Antalya'da üretiliyor, Avrupa'ya satılıyor

Antalya’da üretiliyor, Avrupa’ya satılıyor

Pamuk ve pancar üretimiyle bilinen Döşemealtı ilçesinde, son yıllarda zeytin ve nar üretiminde hem Türkiye’nin iç pazarına yön veriliyor hem de ülkeye önemli döviz girdisi sağlanıyor. Bunların yanı sıra Döşemealtı ve komşu ilçe Kepez, çağla ve badem üretimiyle de adından söz ettiriyor. Baharla birlikte Döşemealtı’nda olgunlaşmaya başlayan çağlaların hasadına başlandı.

İlçede 72 dönümlük bahçesinde çağlalık badem üretimi yapan Mustafa Emirli, yıllardır bu sektörde faaliyet gösteriyor. Döşemealtı ve Kepez ilçe sınırlarındaki toplamı yaklaşık 1500 dönümü bulan onlarca badem bahçesinden birine sahip olan Emirli, “Bu yıl ağaçlarımız çiçekteyken yaşanan don nedeniyle verim düştü. Ben geçen yıl 12 ton ürün aldığım bahçemde bu yıl yaklaşık 3 ile 3,5 ton arası rekolte bekliyorum. Bizim bahçemizde bulunan çağlanın cinsi ‘Nomperial’, ‘Teksas’ ve ‘Tuana’. Bunlar çağla olarak tüketilen bademler. Bu ürünlerimiz Almanya, Norveç, İngiltere gibi ülkelere ihraç oluyor. Bu işi yapmaya hevesli olanlar öncelikle hava, su ve toprak analizini iyi yapmalı. Bizim bahçemizdeki bu cinsler sahil iklimine uygun ürünler. Eğer yayla ikliminde üretim yapmak istiyorlarsa oralara uygun ırkları tercih etmeliler yoksa başarılı olamazlar” diye konuştu.

Türkiye’nin yaklaşık 10 yıl önce çağlayı ithal ettiğini kaydeden Mustafa Emirli, bugün ise bölgedeki üretimin artmasından dolayı ithalatın durduğuna ve ihracat yapıldığına dikkat çekti. Üreticilerin ürünü sigortalatma noktasında bazı engellerle karşılaştığını da söyleyen Emirli, “Sigorta şirketi, ürünleri çiçekteyken sigorta kapsamına almıyor. Oysa bizim en riskli dönemimiz çiçek dönemi. Bu sigortanın amacı, çiftçiyi rahatlatmak değil mi? Ürünün meyveye döndüğü zamanı baz alıyor, sigorta için. Halbuki çiçek ile meyve arası sadece 1 hafta. Biz çiçek döneminin de sigorta kapsamına alınmasını istiyoruz” dedi.

Ukrayna'dan Türkiye açıklaması: Her zaman popüler bir destinasyon

Ukrayna’dan Türkiye açıklaması: Her zaman popüler bir destinasyon

Kemer Belediyesi’nden yapılan açıklamaya göre, Sybiha, Antalya’nın Kemer ilçesinde teleferik ile 2 bin 365 metre yükseklikteki Tahtalı Dağı’nın zirvesine çıktı, Ulupınar Mahallesi’nde Çıralı bölgesindeki Yanartaş’ı gezdi.

Açıklamada görüşlerine yer verilen Sybiha, ailesiyle ilçede turistik bir gezi yaptığını ve memnun kaldıklarını belirtti.

Kemer’in doğasıyla, tarihi dokusuyla kendisine hayran bıraktığını ifade eden Sybiha, çok sayıda Ukraynalının da tatil için Türkiye’yi tercih ettiğini bildirdi.

Ukraynalıların Türkiye’yi çok sevdiğini aktaran Sybiha, şunları kaydetti:

“Salgından önce Türkiye’ye 1,5 milyon Ukraynalı geldi. Kısıtlamaların olduğu geçen yıl bile 1 milyon Ukraynalı, Türkiye’ye seyahat etti. Bugünlerde Ukrayna ile Türkiye arasında birçok bölgeler arası uçuş yapılmakta. 25 Mart’ta Kyiv ile Nevşehir arasında Ukraynalı turistlerin Türkiye’yi daha çok keşfetmelerini sağlayacak yeni bir uçuş açıldı.”

– TÜRKİYE, UKRAYNALILAR İÇİN HER ZAMAN POPÜLER BİR DESTİNASYON

Ukraynalıların Türkiye’de tatil yapmaktan çok mutluluk duyduklarını anlatan Sybiha, Ukraynalıların Türkiye’den döndüklerinde karantinaya alınmadıklarını ve bu durumun da Türkiye’yi daha cazip hale getirdiğini belirtti.

Bu yıl salgın koşulları elverdiği müddetçe daha fazla Ukraynalının Türkiye’ye geleceğini aktaran Sybiha, şu değerlendirmede bulundu:

“Türkiye, Ukraynalılar için her zaman popüler bir tatil destinasyonu olmuştur. Türkiye de turizm sektörüne önemli yatırımlar yaparak turistlere güvenli bir tatil sağlıyor. Özellikle vatandaşlarımız Kemer’i çok seviyorlar. Kemer’e yaptığım seyahatler esnasında sürekli Ukraynalı turistlerle karşılaşarak bundan emin oldum. Kemer’de Ukraynaca yazıların yanı sıra otelde Ukrayna kanallarını da görmekten çok memnun kaldım. Bunlar, Türkiye’deki Ukraynalı turistlerin kabul edildiğini ve Ukraynalı turistlere saygı duyulduğunu ve burada beklenildiklerini bir kez daha teyit etmektedir.”

Sybiha’nın gezisine, Ukrayna Antalya Konsolosu Emir Rustamov, Kemer Turistik Otelciler ve İşletmeciler Birliği (KETOB) Temsilcisi Ayşegül Zeybek Uçar da eşlik etti.

The Independent: Avrupa tacını İstanbul alacak

The Independent: Avrupa tacını İstanbul alacak

İngiltere merkezli The Independent gazetesi seyahat muhabiri Simon Calder, “Havacılık Analisti Heathrow’un Avrupa Tacını İstanbul’a kaptıracağını belirtiyor.” başlıklı bir makale kaleme aldı.

İGA’dan yapılan açıklamada, Calder’in makalesinde, “Uluslararası aktarma merkezleri Kovid-19 pandemisi sonrası düzelene kadar İstanbul’un mega havalimanı, kendini Avrupa’nın en işleği olarak kabul ettireceğe benziyor.” ifadelerinin kullanıldığı belirtildi.

Anker Report Editörü Havacılık Analisti Ralph Anker’in, “Heathrow Havalimanı ve Batı Avrupalı rakipleri nihayet koronavirüs salgınından çıktığında yolcu sayısı bakımından İstanbul’un gerisinde kalacaklar.” şeklindeki yorumunun da bu makalede yer aldığı aktarılan açıklamada, şunlar kaydedildi:

“Anker, The Independent’a verdiği demeçte, ‘Ağırlıklı olarak uluslararası trafiğe dayanan Heathrow gibi havalimanları eninde sonunda toparlanacak olsa da İstanbul’un sınırsız yeni mega havalimanının Avrupa’nın en işlek havalimanı hâline gelmesi muhtemeldir.’ diye konuştu. Makalede, İstanbul Havalimanı, 2021 yılının Mart ayında 2019 yılındaki yolcularının yüzde 40’ını ağırlayarak, Heathrow Havalimanı’ndan beş kat daha iyi bir performans göstermiş oldu.”

Kısa çalışma ödeneği ile ilgili karar Resmi Gazete'de

Kısa çalışma ödeneği ile ilgili karar Resmi Gazete’de

Koronavirüsle mücadele kapsamında uygulanan Kısa Çalışma Ödeneğinin süresi, Resmi Gazete’de yayımlanan kararla 30 Haziran’a kadar uzatıldı.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın daha önce açıkladığı Kısa Çalışma Ödeneğinin süresini uzatılması kararı, Resmi Gazete’de yayımlandı. Yayımlanan Cumhurbaşkanı Kararına göre, 31 Ocak 2021 tarihine kadar başvuruda bulunan iş yerleri, Kısa Çalışma Ödeneğinden faydalanabilecek. Kararda, “Yeni koronavirüs (Covid-19) nedeniyle dışsal etkilerden kaynaklanan dönemsel durumlar kapsamındaki zorlayıcı sepeler gerekçesiyle kısa çalışma uygulanan iş yerleri için kısa çalışma ödeneğinin süresinin uzatılması hakkındaki ekli kararın yürürlüğe konulmasına, 4447 sayılı İşsizlik Sigortası Kanununun geçici 23’üncü maddeleri gereğince karar verilmiştir” denildi.

Dünya devi petrol şirketlerine dava açıldı

Dünya devi petrol şirketlerine dava açıldı

New York Belediyesi, Tüketicinin Korunması Yasasını aldatıcı reklamlarla ihlal ettiği için dünya devi petrol şirketleri aleyhine dava açtığını duyurdu.

New York Belediye Başkanı Bill de Blasio ve Şirket Danışmanı James E. Johnson, New York Şehri Tüketicinin Korunması Yasasını gerçek olmayan ilan ve tanıtım çalışmalarıyla ihlal ettiği için Exxon, Shell, BP ve Amerikan Petrol Enstitüsü aleyhine dava açtığını bildirdi.

New York Belediyesinin internet sayfasından yapılan duyuruda, söz konusu petrol şirketleri için “Yakıtlarının daha temiz ve emisyon azaltıcı olduğu doğrultusunda gerçek dışı beyanlarla tüketicileri sistematik ve kasıtlı olarak yanlış yönlendiriyorlar.” şeklinde suçlayıcı ifadeler yer aldı.

Duyuruda, Blasio’nun, “Çocuklarımız iklim değişikliğinden uzak bir dünyada yaşamayı hak ediyor. Onlara umut vermek ve iklim değişikliğini yoluna sokmak için elimizden gelen her şeyi yapmalıyız. Büyük şirketlere mesajım: Mahkemede görüşmek üzere.” sözlerine de yer verildi.

Davanın, New York Eyaleti Yüksek Mahkemesinde açıldığı belirtilirken, dava dosyasında sanıkların, satışa sunduğu ürünlerin çevreye zarar vermeyeceği yönünde ikna edecek şekilde yanıltıcı promosyon yapmaları, küresel ısınmaya karşı kendilerini kurumsal liderler olarak tanıtmaları gerekçe olarak sunuldu.

Nisan başına, New York Belediyesinin BP, Chevron Corp, ConocoPhillips, Exxon ve Shell aleyhine açtığı bir başka dava Federal Temyiz Mahkemesi tarafından reddedilmişti.